bir süredir her şeye ara verdim. aşık olmakla meşguldüm, mutlu olmakla bi de gelin olmakla. 23.03.13’te başka bi hayat başladı benim için, hala aşık ve mutluyum ama yeni bir evim, bi ailem var ve hiç planda olmayan bir geleceğim var.
her kadın bir gün gelin olacağını bilir, hayatının aşkıyla evlenmek hayatın sürprizidir! ( paintell evlendi. hikayeler devam edecek.)
hayat öndeki adamı takip et!
evlenmek çok zormuş. bir sürü formalite. oysa hali hazırda yorgunduk. hayatın filmlerdeki gibi olmadığını kaç kez öğreneceğiz. hani nedimelerim, hayallerim nerede…
kışın da gelmesiyle hastalık ve düğün canavarları aynı anda yüklendi üzerime.
öhö, ühü!

Lykke Li - Come Near
ben evleniyorum! save the date!
yani eğer bu bir sad story olmazsa sonunda the happiest post of this blog! içimde diller, dinler her şey karmakarışık idare et.
sana bu kadar zamandır mutlu olduğum için mi yazmadım hayatımın mecrası mı değişti bilmiyorum miscuit. bol bol fotoğraf çekip micro bloggingin dibine vurdum aslında.
bunca zamandır kelimesi kelimesine burada tüm hissettiklerime, elinin tersiyle höt demiş sevgilimle çoluk çocuğa karışıp mutluluğa bulanırken soyadımı belki değiştireceğim ama miscuit’i asla!
yeni hikayelerimi bekle.
^^
oku derim ama nafile!
ne zamandır yazamayan ben köreldim. yazmayı bırak yaşamaya bile çok meyilli değilim. yanlış anlama, hayatımın en mutlu günleri katiyen ufacık bi mutsuzluğum yok. sıkkın, bıkkın, yorgun, bedbaht, heyhat da değilim.
ama işte,
bir balkonum, bir sevgilim, bir title’ım, sevdiklerim, hayallerim ve dahi planlarım var. daha fazlasını istemek şımarıklık.
ama işte,
içimde beni dürten şey dürte dürte bileylemezse beni, ben köreldim, kör kütük.
olan bu. biten yok.
iki kişi
Iki kişiydik..
Bi odanın içinde… ufacık bi evde. Öyle ki sen seslensen ben duyardım, iki adım sonra yanındaydım. Yanında bitip en ufak bi çarpıntıda elini avucumun içine alıyordum. O zaman dengeleniyodu kanım. Ve sadece iki kişiydik… dışarısı çok da umrumda değildi, dışarıdan içeriye yanına kaçıyordum. Ve gün o dakika başlıyordu. Tuttuğum nefesi bırakıp uzun uzun yüzüne üflüyordum. Canlandırıyordum sanki seni o nefesle… çünkü zaten epi topu iki kişiydik. Ne yana dönsek birbirine çarpıyordu nefesimiz. Burunlarımız kış boyu tıkalıyken ikimiz de birbirimizin kokusuna nasıl bu kadar aşina bu kadar bağımlıydık? Çünkü küçücük bir evde iki kişiydik. Birbirimizin kazaklarına sinmişti kokumuz. Birbirimize benziyorduk. Ortaklaşıyorduk.
Sonra sen gittin. Tek kişi, tek başına, bi başına….
Sağa dönüyorum yoksun, şımarmak istiyo canım sebepsiz… sola dönüyorum yoksun, dönüp duruyorum yoksun… nefesim boşa gidiyor… 26 yaşım elimden kayıp gidiyor. Içimden akıp gidiyor o ılık aşk, elim ayağım buz kesiyor…
Ipe sapa gelmez bi kaç cümle, bi kaç bahane, bolca klişe… sıradan bir sona bırakıp beni gidiyorsun. Kazaklarım kazaklarının yanından ayrılıyor… adım adının yanında artık iğreti duruyor.
Işte böyle, bi istanbul kışında başlayıp bir diğerinde bitiyor…
Bi kız iki kış arasına tüm hayallerini tıkıştırıyor. Daha önce çok terk ediliyor. Ama bu kez yalnız kalıyor.
Ayrildik diyebilmek icin ayrilmamiz gerekirdi. Bu dupeduz hic birlesememek.
Bazen birilerinin neyi neden yaptigini anlamakta gucluk cekeriz. Bazen hic anlamaya calismadan oturup guclugumuzu gonullu cekeriz. Giden adamin neden gittiginin cevabi onun bize verdigi kadar degildir. Onun bize verdigi cevaptan fazlasini almayi kadin oldugumuz icin dogustan mi biliyorduk zamanla mi bilmiyorum. Ama onlar soylemese de anlariz.
Adamlar gidiyor, geldikleri gibi, daha ask olamadan, cok elverisliyken ask olmaya. tadini aldigin an dahasi kalmiyor, uc ay bes yil dort gun… Zaman bi adama uzulmek soz konusu oldugunda islemiyor.
O kadin goksel’den gidemiyorum dinlesin gidemedigi butun sure zarfinca. Sonra da gitsin tasini taragini o adamin icinde ukte birakip.
Anlasa da anlamasa da.
mutluluk.
böyle bi şeymiş.
sonsuza kadar içimde kalın kelebeklerim, ben çok alışkın değilim huysuzlanırsam çıt çıkarmayın, alışırım.
Sabahın altı buçuğunda bir çalar saatin sesine uyanıp yataktan fırla, giyin, zorla bir şeyler atıştır, sıç, işe, diş fırçala, saç tara, başka birine büyük paralar kazandırmak ve sana tanınan fırsat için müteşşekkir olmak için berbat bir trafiğin içine dal. Nasıl razı olunur böyle bir yaşama.
(via cigdemaygun)
t-shirt mevsimi:
içimiz ısınacak şimdi, yaşlıların deyimiyle kemiklerimiz ama biz yine de ruhumuz diyelim. daha çok yiyip içmek, daha çok sevilmek, daha çok dışarıda olmak isteyeceğiz.
her sene aynı şey, bi sene öncesine iki sene üç sene öncesine bak bu blogun hep aynı bahar postları. her seferinde iyi ki geliyor, her geldiğinde bi şeyleri değiştiriyor.
bu sefer yanımda bi adam var, bi sürü soru var o adamla ilgili, biraz da sorun ama mutluyum. mutluyumdan gerisini çok da takmayacak kadar yorgunum.
akıl gidip gidip gelse de bahardan diyip geçebilecek, bi t-shirt bi hırkayla dışarı çıkabilecek bi mevsimde, aklımızı başımıza zorla getirecek yaştayız.
hadi bakalım bu bahar kaç fotoğrafta gülümseyip, kaç mekanda sesimizi bırakacağız!
gençler eğleniyor. bahar festivalleri falan. ben genç değilim. bugün iş çıkışı shrilomcuumla buluşup hafif bi yemek sonrası bi drink alıp caz dinlemeye gideceğiz. eskiden duman konserlerine gider, çimenlerde yuvarlanır ve ayıp şeyler yapardık.
fırtına da çıktı zaten. caz planı bile iptal olacaktı son anda. ben dalgalandım duruldum. fırtınalar artık benim hep dışımda!
3 :) <3
bu da ikincisi
bbm’in reklam filmi. yeni çocuğum :)




