March 2010
167 posts
güneş girmeyen ofise müzik girer, sonra ben alıp başımı ve müziği dışarı çıkmak isterim hemen ardından oksijen, fark ettiğin anda azalmaya başlar.
nefessiz kalmak ve nefes nefese kalmak aynı şey değil.
yaşamazsan ölmüyomuşsun.
suratın beş karış içeri girdiğinde benim de bütün mutluluğumu elimden alıyorsun. bi iki kelime konuştuktan sonra gülümsüyorsun ama ben sebepsiz gülümsemeni tercih ediyorum. yoksa sana sebepler uydurmak zorunda kalıyorum. güzel şeylerden bahsetmek… hava ve su da güzel olmayınca ister istemez yeni bi konu uyduruyorum, sana hikayeler anlatırken buluyorum kendimi.
yok öyle değil sana hikayeler...
ah kıyamam
süt sürekli sokak kapısının önünde yatıyor çünkü apartmanda gezinen bi kedi var. siparişleri almak için kapıyı aralık bıraktığımızda gördüler birbirlerini. sütün gördüğü galiba ilk kedi.
gördüğü ilk kediye aşık olmuş olabilir mi? ya da sadece mart’la da açıklanabilir tabii ama işte hala süregelen papatyaların yarattığı sylvia plath etkisi.
çalışmaya çalışmakta çalışmakta olduğum kadar başarılı değilim. kafam karışık aklım dağınık oda da dağınık..
post-a!
özer, şu an beni duyduğunu biliyorum. sana youthrep’cek (yani en azından bi kısım youthrep) mektup yazdık ama kontrolü bende olduğu için ve ben de bu işin emanet edilmesi gereken son insan olduğum için hala gönderemedik. zaten o mektubu yazdığımızda her şey farklıydı, sonra her şey hızla ama çok çok hızla değişti.
değişmeyen bi şey var ki seni özledik. onun haricinde bildiğin her şeyi...
o an anladım.
iddia ettiğin gibi hayat bi yerinden çözülecekse çorap söküğü gibi, ilmeği kaçırdığın yer senin o andı işte ve ben anladım. gerisi geldi. hızla. anlamaya devam ettim ve bir süre sonra kendimi durduramadım ya da durdurmadım. artık anlaşılmaz değildin ve ben zekama da yoramıyordum olan biteni. senin yanında salaklaşamamak daha da kötü anlamış olmaktan. salaklık bi rol senin...
teğet geçmek
sadece o an hissettiğim gibi davranabildiğim an geldiğinde gerçekten sadece hissettiğim gibi davranacağım ama o kadar uzak ki hissettiklerime davranışlarım sanki hiç “denk gelmeyecek” gibiler. öyle karışık işte
mıss 'understood' call
gorusuruz derken benı hala cıddıye alabıldıgın ıcın gununu gorursun demek ıstedın dı mı hadı ıtıraf et!
ayakkabı asla sadece bı kap degıldır
evet ben topuklu ayakkabı bagımlısıyım. tedavi icin harcayacagım parayı topuklu ayakkabı alarak degerlendırmek ıstıyorum. Ask ve cıkolatanın cıktıgı kapıdan ayakkabı gırer. Senın cıktıgın kapıdan yalnızlık gırıyor dıye sarkı yazan da bı erkektı zaten. Kadınlar yalnız kalmaz parasız kalır!
ama tik bu istem dısı bı hareket..
dıcıcıgımde beynımı ılk kırleten romantık komedıye rastladım. ızlerken epey dalga gecmekle bırlıkte eskı cocuk halımle tam o bırbırlerıne asık olduklarını anladıkları anda yıne kıtlendım. Yok ben galıba hala bazen romantık harekete ınanıyorum. Hatta bazen degil bıldıgın ıcımde var benım. Ama o an ıste hanı anladılar ya. Ha sıktır ben bıldıgın komık olamayacak kadar romantıgım.
ister istemez yağmur sebebiyle sebepsiz mutluluk haline bi süre ara verdik. bi de kızgınım üstüne. küfreder gibi ‘sick and tired’ dinliyorum. hoşçakal beatles hali, çiçekler ve böcekler ve kelebekler. welcome my sweet little dramas!
“hımm… hay allah!” kadını olucam ben. karar!
evlı gıbı ama cocuksuz da
karen senınle kustugumde dılını bılmedıgım bı ulkede canım cok ama cok patates kızartması cekmıs gıbı kalakalıyorum. barıstıgımızda da bı kova dolusu yemıs gıbı rahatlıyorum. Bı on saattır ne yıyecegımızı dusundugumuz ıcın sana olan sevgımı bı yıyecekle anlatmayı uygun gordum. Ayrıca sen mac ızlerken ben yemek yapıyorum ama sevısmıyoruz. artık bızden gectı hanım’lı evlılıkler gıbı oldu...
acılmayan semsıye ve ıncır agacı
yoruldum gıt gellerınden ama dupeduz gıtmen hıc hos degıl.. Papatyaların yapraklarını zıyan eden sacma sapan bı bulusamama hıkayesı bu. adım sayarken ortaya geldıgımızde ılerlemeye devam etmeyecektın. Oyun oyle degıldı sapsal. o an durup sarılmamız gerekıyordu. Ustelık ben tek ayagımı kaldırdıgımda guzel bı sahne olsun dıye kırmızı ayakkabılarımı gıymıstım. Bı cuval ıncır toplayacak baska bı agac...
herkesın bırbırıne rastlastıgı ve kaynastıgı asmalı mescıt aksamları basladı ve saatler ılerı alındı. guzel bı geceydı ama ben bı tuhafım dogal olarak kusura bakma cıvıldayamam.
Bı de tarıh senın bu yaptıgın tekerrur degıl dupeduz ıbnelık!!
burun farkı
burnunun ucundakını gormedıgın ıcın bazen kızacak gıbı oluyorum sana ama burnunun ucundakı gorus acına rahatsız edıcı bı sekılde gırer ama asla tam olarak secılemez. Bı leke ya da karaltı gıbı duruyor ve cok fark edemıyorsun henuz bılıyorum. Karsına gecmesı gerek ve burnunun ucunda degıl gozunun onunde olması.
Sana yeterınce yaklasmak ıcın ugrasırken gerektıgınden fazla yaklasanlar gorunmez...
etrafımda her sey hızla degısırken benım sabıt kalmamı bekleme. Ben hızla degısırken sen sabıt kalıyorsun o kadar.. Ve durursan donerken etraf dengen bozulur ki bu cok dogal.
kabalcı, bir sürü kitap, biri afili lügat, aforizma, borges, ‘yalnızca simdi olur her şey!’..
ama sadece 3 kadeh içtim.
patronumu işimi iş arkadaşlarımı çok sevmek saçma di mi? huzursuz olmaya alışmışız çünkü. bugün iş arkadaşımın hayat arkadaşını da acayip sevdim. akşamüstü saçma sapan bi huzursuzluk kaplamıştı içimi ama sonra hem şarapla hem bebek’le hem de onlarla geçti.
özge çok yazdığı gibi biri, birlikte olmak çok yakışıyor onlara. bi takım insanlar birlikte olmayı başarabiliyorlar ve bu normalde bi...
melankoli birdenbire ve çok şiddetle bastıran ve çok çok nedensiz olduğu için hiç hiç geçmeyecekmiş gibi gelen çok çok tuhaf bi duygu.
bohemian rapsody muppet show
mama? ahahaha o kadar ama o kadar eğlendim ki!
güneşli havalarda perdeleri kapalı şarkılar
tom waits little drop of poison
bazen zaman geçerken biz geçmeyi unutuyoruz.
şimdi artık gelebilirsin bahar, vazgeçtim ertelemiyorum seni. tam ortada buluşalım, her zamanki yerde. gecikirsem kusura bakma hazırlıksız yakalandım.
alain...
elçimini alain de botton’un essays in love kitabını okuma. bırak yapma. aşkı ne kadar çok başkalarından dinlersen o kadar çok kaybediyorsun kendi tanımını. bu akşam biri ‘biz neden sevgili değiliz?’ diye sordu bana. galiba başka bi cevabım olmadığı için ‘birbirimizi tanımıyoruz ki’ dedim ve sonrasında hemen güldüm kendime. o da bana güldü zira 4 senedir tanışıyoruz....
anla
önce kanımı temizledim, sonra kanıma giren lacivert ayakkabıları aldım. sonra bahara aldanıp zibidi gibi çıktığım için çok üşüdüm. güneşin sonunu yakalayabildim. sonundan dahi acayip zevk aldım, kahvenin de son yudumuna bayılıyorum. anlattıkça anlattım ve anlatmanın sonuna gelmeye hiç bayılmıyorum. aslında daha çok anlatabilirdim ama yoruldum. ve anlattıkça anlamadığımı fark ettim. ki anlamamaya...
yazıp yazıp o kadar çok siliyorum ki heyecandan kekeliyor gibi hissetmeye başladım kendimi. bu ne güzel hava. iyi de ben hala sarhoşum. iki gecelik hem de. üst üste henüz ayılmadan. şimdi dışarda açıkhavada kanımı temizleyecek bi kahvaltı. dinlediğim şarkılara inanamazsın.
bu sefer kesin gidiyoruz di mi?
10 nisan otto santral husky rescue. sen de gelsene?
’.. oysa, iki kişinin, hiç ayrılmamak bir yana, daha özlemin istedigi temel anlamda bir araya gelmeleri olanaksızdır: Her kişi için ayrı bir saat çalışır, başka bir yıldız döner, farklı bir pusula yön gösterir - iki kişi, ancak çok kısa zaman aralıklarında birbirlerine giden yolu yürüyebilip, birbirlerine ulaşabilirler, ‘bir’ - olma konumuna gelip birbirlerine dokunabilirler;...
bilmiyorum diyemiyorum ben. bilmemek ayıp hala bizim buralarda mutlaka biliyorumdur diye kendimi o kadar çok deşiyorum ki sonunda bildiğim şeyi hiç sevemiyorum.
şu omuz silken dudak büken ‘hiçbir fikrim yok’ hareketini yaparken oysa her kadın çok güzel. gerçekten. bi kere kadının en seksi iki yerini kullanarak gerçekleştirdiği şahane bi hareket. omuz hafif yukarı dudaklar hafif aşağı....
(...)
aç parantez sonra gereksiz ayrıntılar ver, içimden bi sesli cümleler kur, tanımlama yap, açıkla, derinleştir sonra rica ederim artık kapa şu parantezi.
ve dövmemi buldum ve dahası cumartesi yaptırıyorum ve dahası çok güzel.
hay bin kunduz ama artık!!!!!!!
karen sıkılmasın postu
bugün galatasaray’da pek tabi bi yandan vodafone için koştururken bi yandan eski günleri hatırladım. hatta kendi okulum gibi elimi kolumu sallaya sallaya dolaştım. ama tanıdık kimse yoktu aa dur çağatay vardı sana selam söyledi bi gün şarap ve dondurma alıp sana gelecekmiş. ben bu ikiliyi pek bağdaştıramadım ama tabii senin arkadaşın sen bilirsin.
a sizin okulda bi de paytak paytak...