January 2011
35 posts
Depo'dan cikanlar
‘Bi havalandirma boslugunda oluyorum iste’ Yerde yatarken dusundugum sey buydu. Zaman yavasladi, aslinda bir saniye suren o bayilma aninda sanki dakikalarca karisik bi film izledim. Bi serit gecmedi gozumun onunden kronolojik olarak onun yerine karman corman bi kac an. Ama hissettigim tek bir sey vardi, ‘bu havalandirma boslugunda oluyorum iste’
Ayildiktan kendime...
matador mu boğa mı?
burçlar kaymış, bana çok kaymamış. boğa bin kez tercih edilir ikizlere o ayrı. ama yeni bir bana alışmak zaman alacak. cinsel gücüm arttı mı, lüks, konfor benim için önemli mi? ne seviyede bırakmalıyım bu ehemmiyeti? estetik duygumdaki değişiklik aynaya baktığımdaki duygularımı değiştirecek mi? hayatımda en yakın olduğum insan karen: boğa. zaten zaman içinde sürekli birlikte yaşamanın getirdiği...
How to how to
Sonunda ufak tefek arizalari duzeltmeyi birakip kendimi full packet bir prensip insani yapmaya karar verdim. Gecmiste de overdose’un bende ne kadar ise yaradigini dusunursek radikal bi seylerin zamani geldi.
Naif naif kucuk ayicikli not kagitlarina aldigim notlarin pesinden gidecegime buyuk bir bencillikle kimseyi ve dahi kendimi umursamadan biyonik bi insan olma yolunda hizli dusuncelerle...
oh baby is it a wild world really?
bi taksiye atlayıp konfor içinde eve ilerleyip, ayaklarımı koltuğa uzatıp yine konfor içinde konformist bir şeyler izleyeceğim. çocukluğumda uzun araba yolculuklarında saçlarımın kendi kiriyle kendini temizlemesini hayal ederdim. toz ve çamur içinde küçük bir domuzcuk kadar rahat edebilirdim. yeter ki fonda country olsun. en çok da crazy little thing called love.
beni bu konfora kim alıştırdı,...
one is not born, but rather becomes, a women
ilişkiler üzerinden belirlenen diğer sıfatlardan farklı olarak bir var olma biçimi olsa da kadınlığın pratik yaparak yani ilişkiler üzerinden gelişemeyeceğini iddia etmeyelim. simone de beauvoir bambaşka bir durum için söylemiş olsa da bu cümleyi içimizde yavaş yavaş eşitlenen kadın ve erkek olma hali bende bi endişe yaratmıyor değil bak şimdi. kitap için bir süredir araştırıp okudukça değişimi...
beni güldüren erkeklerden hoş...
ahooaaww. içeride playstation odasından tuhaf sesler geliyor. hunharca eğlenerek ayılara atıfta bulunan ajansın sevgili erkek milletinin arasına karışıp göbeğimi hoplatmak istiyorum. kimse bugün eğlenceli değil, gülmem birikmiş oysa, birilerine gidip şımarık şımarık hönkürmek istiyorum. ajans içinde böyle davranmayıp esas yüzümü herkeslerden saklamaya karar vermiş olmasam dahi şımaracak kimse yok...
Mr and ms smith are going to the seaside
Bir suredir siradan giden seylerden sikayet ediyorum. Hic siradan olmayan seyler geldi sonra basima. Siradan bi gunu cok ozledim. Sadece uyandigim ve endiselenmeden yasadigim. Tatminsiz olmak dunyadaki en buyuk ve yaygin ruh hastaligi. Ben ona kapilmisim. Simdi bi gunun ne kadar siradan gececegi umrumda bile degil. Hatta sadece bundan sonra siradan gececek ilk gunu bekliyorum. O gun bi pazar, ya...
Bi limonata hatirasi
Lolipopu limona batirip yiyorum onume gelen seyleri iciyorum bir suru soru sorup cevap bulamiyorum. Farkli olmasi gerekirdi oyle planlamistim. Lolipopu limona tatli seyleri eksi seylere karistirmak kadar guzel bi sey yok. Simdilik.
Ironik dizi kusagi
Ben bu kadar uzuldukten sonra bugun ve bu kadar halsizken ust uste gilmore girls, himym, will & grace ve ally olmasi ne sahane. Beni bu kadar mutlu eden digiturk’un icerik yoneticilerinden birinin bir zamanlar beni cok uzen bir adam olmasi ironisinden bahsetmistim degil mi?
salı'dan önce
sabah 10’da uyandırdı bizi oysa bir gece önce sahneye çıkmış ve şimdi kesinlikle hatırlamadığım 3 şarkı söylemiştim. o çirkin o saçma sapan sesli adamla. sonra da karen ,o sahnedeyken ben tabii ki olması gerektiği gibi en önde büyük bir iştahla izledim onu. sabah 7’ye kadar sürdü her şey. sadece 3 saat sonra 10’da uyanıp bi kaç saat yorganın altında mızmızlandıktan sonra ...
high heals!
kış istanbul’un çamurlu sokakları ve bizim ayakkabı tutkumuz. evin önündekinden başlayarak her kaldırım kalkığına tek tek giriyor topuğum. anında eve gidip yırtık convers’imi giymek istesem de 28 yaş beni durduruyor. yaşla da ilgisi yok aslında değişmek istiyorum. saçlarını tırnakları ve topuklarını uzatan bir kadına doğru gidiyor bizim küçük kız bey. babamın artık utanıp çöpe attığı o...
okur yazar pazar
istanbul modern’in kütüphanesinde saatler geçirdim. müzeden gelen sesler ve hamur kağıt kokusu arasında yan masada oturan çocuğun kitaplarından kim olduğunu çıkarmaca oyunu oynayacak kadar sıkılıncaya ve müze kapanıncaya kadar. kitap için araştırmaya koyuldum bi yandan bi yandan da bir şeylere yetişme telaşını durdurdum. içerisi sıcaktı dışarısı buz gibi. çıkınca kaskatı kesilip kendimi bu...
anoktak
her gün su içtiğin bardak kırıldığında bir süre su içmeyi unutur musun, hayır. sen oradan gittiğinde ben oraya gelmeyi bırakacak mıyım, ne mümkün. gitmen, olmaman neyi değiştirecek, belirsiz. özleyecek miyim seni, sorsan bana, ne münasebet. gitmeni istiyor muyum, evet. üzülecek miyim, bu seni hiç ilgilendirmez. kalmanı dileyebilir miyim, bu beni hiç ilgilendirmez.
^^
hayatımda tanıdığım, rastladığım en güçsüz en sünepe adamların sadece lafta kalan güçlerine hayran olacak yaşı geçmeseydim eğer ya Tolstoy’a ya da sana aşıktım.
ara nagme
anlatacağım bir kaç şey var ama anlatabilecek bir kaç dakikam yok. şimdilik. hayat böyle geçer mi? olsa olsa geçirir. geçkince.
midnight knight
ben bazen ben kimi zaman ben aniden mesela bugün
düştüm düştüm dirildim,
ben madem ben neyse ki ben zaten dün
diri diri sevildim.
uykusuz her gece:
uyku çok matah bir şey değil, uykuya değişeceğin şey matahsa hiç değil. birinin diğerinin etkisini varlığıyla alaşağı etmesi gerekir. seçmek zorunda kalsam uykuyu seçiyorsam konu kapanmıştır.
imza: katil balina. (yine gecenin 3’ünde yemek yedim)
kendime not: friendship bir gemi yolculugu...
çok eskiden bundan 20 yıl önce yani ilkokulda çok arkadaş kaybederdik, aşık olduğumuz çocuk sürekli değişirdi, farklı arkadaş grupları oluşur en ufak bi sarsıntıda bozulur sonra herkes diğerinin yanına geçer yeni bir grup oluştururdu. her şey çok hareketliydi. buna pek aldırmaz ve sabit kalmanın rahatlığını aramazdık. çocuktuk ve vesaire.
şimdi sabitlendik,rahatız, bu rahatlık içinde asla...
01
kabalcı’yı aradım 10’a kadar açık olduklarını öğrenip bari bu işimi halledebileyim diye koşarak beşiktaş’a indim. bir sözlük, 5 kalem ve 5 dergiyle evin yolunu tutarken starbucks’tan kahve ve cheesecake aldım. karamel yerine limon olsa iyi olurmuş diye düşünürken digiturk’te bir julia roberts john cusack filmi buldum. o sırada bir kaç gündür beni ziyaret eden karın...
sinirli oldugum kadar kustahim da.
ve bundan sonra sevgili teletabiler hayat göbeklerinizi tokuşturmanızdan ibaret olmayacak. kisses.