her ne ise?
redd severim ben, deniz’le de severdik. araba cd’siydi. çığlık çığlığa yolculuk şarkısıydı. sonra tesadüfen bu kadar her neyse dediğim zamanda bunu buldum. ‘her neyse’yle başlayıp ‘o kadar’la biten cümleler kurup hissettiğin her şeyi küçült! sadece öfkeni büyüt. öfke sevgi kadar gerekli ya da sevmek için gerekli.
bu aralar hissettiğim tek sabit duygu kızgınlık. benim fikirlerimi uygulayan ajanslara, burnu havada kadınlara, kadınlara güven vermeyip onların yapmacık bir özgüven duymasına sebep olan erkeklere, sadece bir erkeğe, sadece bir kadına ama galiba etrafımdaki çoğu insana, kendime, her şeye, herkese, doğalgazcılara, itfaiyecilere, o kadının bebeğini düşürmesine neden olan polise, o polisin aslında bir bok olmamasının acısını çıkarır gibi hınçla kullandığı fallus’una, o fallus’un temsil ettiği kontrolsüz güce, bir şey olmayan insanlara, her şeyken öyle duran arkadaşlarıma, kitap projemi anlamayan entellektüel editör’ün alper canıgüz’e olan hayranlığına, sonra alper demişken alper’e yine alper demişken hayatıma giren bütün erkeklere erkekler demişken en çok da yazının başında adı geçen deniz’,e güruh halinde koşup tek başımıza yarıştığımız bu sikik iş hayatına, bu salak işle aslında bir boka yaramıyor olmama, kendi derdime düştüğüm ana, kendi dertlerine düşenlere, hepsine küfretmek istiyorum. asla küfretmek istemediğim ve rahat vicdanını şiddetle kıskandığım ece temelkuran’ın <—-şurada dediği gibi ben de çok küfür biliyorum hepimiz biliyoruz. en kötüsü bebeğini kaybetmek. bi başka kötüsü de hiç bebek sahibi olmak istemeyecek kadar inancını kaybetmek.
bütün küfürleri ne yazık ki yutarken yutkunurken çıkan ses de bu işte:
her neyse <——önce bunu söyle, ama sonra bunu hatırla——> bir şövalye var içinde
