one is not born, but rather becomes, a women
ilişkiler üzerinden belirlenen diğer sıfatlardan farklı olarak bir var olma biçimi olsa da kadınlığın pratik yaparak yani ilişkiler üzerinden gelişemeyeceğini iddia etmeyelim. simone de beauvoir bambaşka bir durum için söylemiş olsa da bu cümleyi içimizde yavaş yavaş eşitlenen kadın ve erkek olma hali bende bi endişe yaratmıyor değil bak şimdi. kitap için bir süredir araştırıp okudukça değişimi daha çok fark edip daha önce söylenmiş ne varsa hadi lan diyorum. bu her şey için geçerli. düşünürlerin zamanında düşündükleri ne varsa onların zamanında kalmış. tıpkı bizimkilerin bugün masada anında ölmesi gibi.

bazı balık türleri kendi cinslerinden hoşlanmaya başladıkları için nesilleri tükenmek üzere, homoseksüelliğe karşı değilim hayır. ama cinslerin birbirine girmesine karşı olmaktan çok kırgınım.
uzaktan izlemek durumunda kaldığımız audrey hepburn’e artık sadece biz kadınlar hayranız. kadın olmanın tanımı değiştikçe tabi çok zaman sonra erkeklerimizi korumak için geniş omuzlara evrilmemizden çok, şimdi şu an edindiğim laan bakışından korkuyorum. ( yakın gelecek daha korkutucu)
kadın gibi hisseden erkeklerle haşır neşirken bu daha da mümkün. henüz değil. kış kış.
warning: one is not burn but maybe can become a man!
